Tuvalet tipleri

19/10/2009 · Kategori: Olanlar

Saç baş : Tuvalete, normal bir insana orada gerekmeyecek ekipmanla girendir. Bu ekipman kimi zaman çanta kimi zaman bavuldur.

Tedirgin : Yalnız olmayı sevendir.Kapıyı açıp içeri daldığınızda gerçekten korkudan sıçrar ama aynaya dönük oldugundan yüz ifadesinin farkına vararak hemen eski haline dönmeye yeltenirken aslında siz herşeyin farkına varmışsınızdır. Güldürendir.

Mendilli : Burnunun iç kısmındaki, nefes almasını engelleyen partikülleri büyük bir basınç ve hava akımı yaratarak elindeki mendile hapsetmek isteyendir. Girdiğinde içerisi dolu ise saçma ugraşlar yaparak içerinin boşalmasını bekler. Elini yıkar saçını düzeltir bir daha elini yıkar en olmadı telefona sığınır, mesaj yazar gibi yaparak oyun oynar biriyle konusur yada öyleymiş gibi yapar... Bir de daha içerdekiler çıkmadan içeri giren başkaları da olursa suratı asılandır.Yazıktır.

Tedirgin mendilli : Bu arkadaş daha komplike bir eylem için oradadır. Aslında bütün bu kişiler arasında bulunduğu mekanı, yapılış amacında kullanan tek kimsedir. Ayrıca en zor durumdadır , takdir edilesidir. Girdiğinde içerisi boşsa ayrı dert doluysa apayrı derttir. Boş slotlardan birine girerek kapıyı kapatır eger imkan varsa kilitler. Yapacağı eylem özet olarak yediği materyallerin işe yaramayacak kısımlarını orada bırakmaktır. Laf aramızda 'sıçacaktır'. Eger dışarda kimse yoksa ne aladır. Kötünün iyisidir. Ama eger dışarda, bir yada birden fazla insan kişisi varsa o zaman gergindir dramatiktir. Doğanın çağrıları karşısında insanoğlunun ne kadar çaresiz kaldığının resmidir. Usulca oturur ve geri dönüşü olmayan bu sürecin başlaması için ortamın tenhalaşmasını bekler. Sesleri dinler. Bir noktadan sonra her şey boş gelir ona ve böbreküstü bezlerinden 'ne olacaksa olsun' hormonu salgılanır. Akabinde çıkacak olan bir takım  sesler dışardakileri uyararak onlarda 'hemen burayı terket' hormonunu harekete geçirir. İçerdeki rahatlamış bir halde sesleri dinler. Zira her ne kadar 'ne olacaksa olsun'  olsa da dışardakinin tanıdık çıkma ihtimali onu içten içe, kısım kısım bitirir. En son gerekli işlemlerden sonra rahatlamış kişi  dış dünyaya çıkar ve artık mutlu ve huzurludur. Beyin hemen devreye girerek demin yaşananları geri dönüşüm kutusuna yollar. Hemen ardından sağ tıklayıp geri dönüşüm kutusunu boşalt der ve bu işlemin yapıldığını gösteren sesi duyarak rahatlar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Grip

5/10/2009 · Kategori: Olanlar

..hmm.. AB doğru parçasının koordinatları.. 3.25 e... 4.37.. FIRK.. ( ha ??! o ne be ??!!)
..evet 3 ten 2 buçuk birim sola hah oldu. FIRK FIRK (HA ! Off yavaş çek şu burnunu be !!)
..dur şimdi.. şu noktalar grafiğin altında kalırsa grafiğin eğim--FIRRKKHH (YUH '^+%{$)
---

 Çok canlanmadıysa betimleyeyim.  Okulun kütüphanesinde oturmuş, grafikler üzerinde, son derece detaylı ve yüksek konstantrasyon isteyen ama getirisi yalnızca 1 kredi olan bir çalışma içindeydim ve bu çizimden önce tam 4 kere yanlış noktayı yanlış yere koyup tüm grafiği baştan çizmiştim. O yüzden dikkat seviyeme olan güvenim kırılmıştı , gidip bir kahve içerek ve dikkatimi tekrar toplayabilmeyi umuyordum. Üçüncü kahvem olacaktı bu.. Genelde 2 sınırını pek aşmamaya özen gösterirdim ama artık ok yaydan çıkmıştı. Kafamı toparlayıp şu grafiği artık bitirmeliydim.
  Artık beni tanımış olan kız beni görür görmez gülümseyerek kahve makinasının ilgili tuşuna bastı ve göz temasına geçti. Dinlediğim şarkıya ara vermeden sadece yüz ifadeleriyle  kahve alabiliyor olmak iyi bişeymiş hakkaten..
  Kahvemin yarısına kadar dışarda biraz gezindim ama sadece 2 şarkı kadar dayanabildim. Öğlen olmuştu ve hava sıcaktı. Sıcak havada kahve pek çekilmiyordu. Artık 'kahve soğukları' gelsindi.
  Kütüphaneye girmiştim. Merdiven çıktığım için nefes alış verişlerim normalden biraz hızlıydı ve bir anda normal ortamdan sessiz ortama geçiş yapınca bir kaç kişinin dönüp bakmasına sebep oldu.  Bardağın dibindeki soğumaya yüz tutmuş, dibe çöken fazla şekerin hepsini çözmeye çalışan ama beceremeyen, yine de haddinden fazla şekerli ama bir o kadar da zavallı kısmını bir yudumda içtikten sonra yerime geçip rahat bir pozisyon alarak grafiğime döndüm. Bir sıra önümdeki, yüzü bana dönük oturan kızdan, insanüstü sesler çıkarana kadar haberdar değildim. Ama bu bir insanın herhangi bir yerinden çıkıyor olamazdı. Zaten ilk duyduğumda önce florasana ve bilimum (bak yine bilimum.. bilumum mu yoksa.)  elektronik edevata baktım. Ses çok kısa sürdüğünden geldiği yönü de pek kestirememiştim. Grafiğime tekrar eğildim. Milimetrik hassasiyetle çizilmiş grafik kağıdı çok göz yoruyordu. Küçük küçük karelere odaklanmaktan artık baktığım her yeri sanki kare kareymiş gibi algılıyordum. 4.32 ile 7.78 i tam kesiştirec-- FIRKK.. Kısık seste dire straits in üstünden nasıl duydum bilmiyordum. Olağan dışı bişeyler oldugunda yada olacağını sezdiğimde her yaptıgım gibi müziği susturdum. Hala sesin kaynağını ve yönünü öğrenememiştim. Bu merakın aslında hiçbir şeye yaramayacağını az sonra öğrenecektim.. İşte tam o anda burununu o kadar efsanevi çekti ki kütüphanenin duvarları içeri doğru yaklaştı. İçeri nefes nefese girdiğimde kafasını kaldırıp bana bakan bikaç kişinin görebildiğim kadar ki kısımlarında bir tepki yoktu.  Ama bi an tüm bunları neden düşündüğümü bilmez bir halde grafiğimdeki hala kesişmemiş olan 2 noktaya baktım. Elim ve kalemim olmadan asla birbirlerine kavuşamayacaklardı. Eski bir alışkanlığım olan kişileştirme tekrar ziyaretime gelmişti anlaşılan. Kendimi bu düşüncelerden sıyrılıp tekrar odaklanmaya ne kadar  zorlasamda düşünce ve kişileştirme dalgası yakamı bırakmıyordu. Bir başka FIRK la kendime geldim. O an anladım o sesin bir insandan çıkabileceğini. O dağıtmıştı o toparlıyordu dikkatimi. O'nun(Fırk'ın) dikkatimi toparlamasını düşündükten hemen sonra kişileştirmeyi daha fazla abartmadan kendime hakim olmaya çalışarak iki çilekeş noktayı kesiştirdim. Bir kaç nokta ve çizgiden sonra garfiğimi bitirerek derin bir nefesin çok yakınına gelmişken öndeki kızdan gelen görkemli bir hapşuruk tüm bünyemi ölümüne salladı.  Artık yeterdi. Aşağı inerken boğazımda o ince yanma hissini hissettiğimde hastalık yolunun nezle kavşağından dönüş yapmakta oldugumu farkettim. O kadar çabuk bulaştıramayacağını bildiğim halde Fırk'tan ve tüm üst solunum yollarından inceden tiksindim.  Kantinin önünden geçerken kahve aldıgım kızın bakışlarıyla tekrar karşılaştım. Tam yeni bir tuşa daha basacaktı ki bir el hareketiyle onu durdurdum. FIRK... Ve evet artık griptim..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Ah teşvikiye !

26/9/2009 · Kategori: Olanlar

    Koridorun başlangıcından bana doğru geldiğini görüyordum. Herkese aynı soruyu sorup bir sonraki sıraya geçiyordu. Saate baktım. 02:00 ı gördüm ve yaklaşık 6 saat sonra dersimin başlayacağı gerçeğiyle başımı yastığa yastığımı cama dayayarak uyumadan önce adamın sorusunu yanıtlamam gerekiyordu. Sabırla sıramı bekledim. .."Aştide" dedikten sonra ipodumun play tuşuna basarak otobüste oturduğum yerden çok daha farklı yerlere gitmek üzere gözlerimi kapadım..
     Yarı uyur yarı uyanık vaziyette sabaha kadar rüya mı gerçek mi otobüs mü ev mi karıştırarak bitmek bilmeyen ve tam 98 şarkı süren bir gecenin ardından boynumda ağrı burnumda kolonya kokusuyla uyandım.. Uyuyan insanın burnuna kolonya dökülmez arkadaşım. Ahmak mısın sen ? (Kızmışım evet)
   Burnum sızlaya sızlaya otobüsten indim. Valizim falan olmadığından ağır sayılabilecek sırt çantamı alıp taksiyle okula geçmek üzere aştinin merdivenlerine yöneldim. Fakat yurdum insanı bayram tatilinden döndüğünden metre kare başına 3 insan düşen bir ortamda boş taksi bulmak sanıldıgından daha zor olabiliyor. Ki oldu da.
  Binbir çileyle boş bi taksi bulduktan sonra uykulu uykulu (bu arada olumlusuyla olumsuzu aynı anlamda olan bir sıfat olması uyku(lu)(suz))  okula gidip kahvaltımı yaptım. Tatsız tuzsuz sert kahveyle biraz kendime geldikten sonra dersin olduğu amfiye dogru yöneldim. Başlamasına biraz vakit olduğundan boş olan soğuk amfinin rahat sayılabilecek koltuklarında oturdukça tatlı bir uyku dalgasının yavaş yavaş yükseldiğini hissederken ağzımdaki kahve tadını canlı tutmaya çalıştım.  Ama olmuyordu.  Ankaranın sabah soğuğunu hissederekten montuma gömülmüş bir şekilde amfide uyuyup kalacaktım. Bunu tam kabullenmişken yavaş yavaş amfinin dolmaya başladığını ve kısa bir süre sonra hocanın da içeri girdiğini farkettim.
Bu noktada ders sırasında interaktif öğretmen öğrenci ilişkisinden tiksindiğimi belirtmeliyim ki o an da bunu en üst düzeyde yaşıyordum çünkü işlenen ders çoğunlukla soru cevap şeklinde yada en azından hocanın kürsüden, oturanların fikirlerini aldığı bir şekilde geçiyordu. Bu da her an tetikte olmayı gerektirirdi ki bunun için fazla uykusuzdum.  Böylece kendimi bekleme konumuna alıp boş ama en azından açık gözlerle hocanın bulunduğu taraflara doğru biyerde bakışlarımı sabitleyerek öylece durdum. 

...

ha ? ne ?! ben mi  ?!!

Ön tarafımda oturanların bana bakışlarından hocanın son kurduğu ve sonunda soru işareti bulunduğunu düşündüğüm cümleyi bana kurduğunu anladım. Fakat tekrarlamadan mümkün değil benden cevap alamazdı. Ki alamadı da. Soruyu tekrar duyduktan sonra içerde, duyduklarımı işleyecek olan devre elemanlarını beklemeye aldığımdan resmen mavi ekran verdim.  Acilen bu soruna bir çözüm üretmem gerekiyordu zira her geçen sessiz saniye stress topu şeklinde üzerime yağıyordu. Soru mühendislik harikaları hakkındaydı ve bu şartlar altında yeni şeyler düşünemeyeceğimi anında kabullenerek önceki derslerden akılda kalanları taramaya başladım.
(şey..cami..istanbulda....şey camisi....akustiği falan var...)

TEŞVİKİYE CAMİSİ(oh hatırladım eheheh)
ehehe lerin hemen ardından ağızdan çıkan kelimelerin geri döndürülüp hiç söylenmemişcesine ağza tekrar tıkılmasını sağlayacak teknolojiyi hala üretememiş olan bilumum(yada bilimum çok söyleyince anlamını kaybetti tam bilemedim şimdi mumbili mumbili ) bilim adamlarına çeşit çeşit hoş olmayan sözler söyledim. Zira selimiye camii dicekken teşvikiye camii diyerek adeta bir teşvikiye camisine dönüştüm o an ve hocanın tüm ehere mehere* lerini sineye çektim. En sonunda ilgi benden dağılınca bir kaç dakika önce suratıma bakıp pis pis sırıtan ve hala konuşmakta olan hocaya son bi bakış atıp minarelerimi çarpmamaya çalışarak amfiyi terk ettim. Planım çerçevesinde kütüphaneye gidip çalışan insanların kalem tıkırtıları eşliğinde huzurlu huzurlu uyuyacaktım. Ki uyudum da..

 
*ehere mehere = cümlenin içerisinde "teşvikiye camisinden sadece cenazelerin kalktıgını mühendislikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını tepeden bakarak vurguladığı bir takım ezici sözcük gruplanması" yoksa teşvikiye de biricik camilerimizdendir tenzih ediyorum.mehe

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Her gün başka tam sürüm hem de ücretsiz !

19/9/2009 · Kategori: Freeware

Chip dergsinin internet sitesinin işbirliğiyle her günün tam sürüm yazılımını ücretsiz indirin.

http://www.chip.com.tr/konu/ucretsiz-tam-surum-bugunun-ucretsiz-yazilimini-indirin_5628_2.html

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Taksi

17/9/2009 · Kategori: Olanlar


..nereye gidiyoruz bakışıyla dikiz aynasından bana bakmakta olduğunu farketmem biraz zaman almış olacak ki alnı kırışmaya başlamıştı. (Okul ismi) ye gidiyoruz dedim. Yine servisi kaçırmış  ve sarı renkli araçla okula doğru gitmekteyim. Eylül'ün ortalarına gelmemizle hava iyiden iyiye serin artık sabahları. Bu serinliğe karşı bir kahve içmeyi ihmal etmeyeyim diye kendime not düşerek camı biraz aralıyorum.  Açık mavi soğuk hava burun deliklerimden ayak parmaklarıma kadar giderken adeta üşüyorum. Daha fazla abartmadan camı kapatıp kot cebimdeki ipodumun play tuşuna cep üzerinden basıyorum. Bu hissi bir şarkıya kaydetmem gerek çünkü.  Beatles - imagine i açıyorum. Piyano ve sözlerin tüm bünyeyi ele geçirmesine izin veriyorum. Durgunluk hissi.. Soğuk taksi koltuğu.. Yüzüme çarpan kuru hava..  nakarat...  Şaka maka baya olmuş dinlemeyeli..  But i'm not the only one sözleri ulaşırken kulağıma, araç duruyor. İçinde bulunduğum dinginlikten birdenbire gerçek dünyaya dönmenin verdiği can sıkıntısıyla gözlerimi açtığımda uyuşuk uyuşuk elim arka cebime gidiyor. Tam da sırasıydı gelmenin..  imagine i tekrar duyuşumda aynı sözler geçerken durgunluk sakinlik falan yerine tam o duruş anındaki sıçramayı hatırlayacağıma ve bu kaydedişin bir fiyaskoyla sonuçlanmasına sinirlenicek zaman bulamadan cüzdanımın yerinde olmadığı gerçeğiyle yüzyüze kalıyorum.  O an ne imagine kalıyor ve durgunluk ne dinginlik.

------flash back------     7 eylül 2009

-İyi günler (ev adresi)'ya bi taksi gönderir misiniz ?
-Hemen efendim.
                                           -5dk. sonra-
Günaydın diyorum taksiciye. "Günaydın"ımı görüyor ve arttırıyor. " Nereye gidiyoruz ?" (Okul ismi) üniversitesine diye yanıtlıyorum. "Hazırlık atlama sınavı varda bugün".  "Hangi yoldan gidelim ?" sorusunu " Nasıl gidildiğini bilmiyorum. Evden ilk kez gidiyorum" diye yanıtladıktan sonra muhabbetin doğrultusu belli oluyor. Yeni kayıt mı, hangi liseden mezunsun, hangi bölüm, öss puanı, sınavla ilgili kritik derken baya konusuyoruz.  Görünüşünde de taksici tipi yok aslında. Samimi gibi üslubuyla konuşturdukça konusturuyor beni. Okula varıp hazırlığı atlıyorum.

---flash forward---    tekrar günümüz

-Ya cüzdanım evde kalmış benim. ( Bu cümlenin kelimelerini seçerken çok düşündüm ve en iyi kombinasyonun bu olduğunda karar kıldım üstüme gelmeyin)

-... hadi ya. Napalım. (İnanmıyor. İnanmadığını çok hissettiriyor.) Yarın hallederiz neyse.  Diyor.  Ben de teşekkür edip taksiden...


 O an da dizime şiddetli bir ağrı saplanıyor.  Nası yani taksi taksici cüzdan imagine derken. Yatak yastık yorgan duvar....  Nası ?? Pofff  rüyaymış...

Kabullenip tekrar uykuya geçmeden önce taksiden inerken yatağımın yaslı olduğu duvara çarptığım dizimi ovuşturuyorum ve rüyada taksici görmenin muhtemel anlamlarını şöyle bir düşünerekten yarım saat sonra tekrar kalkmak üzere pek tatlı sabah uykusuna kaldığım yerden devam ediyorum. Kafamın içinde derinlerde bi yerde imagine çalıyor ve nakaratın "but i'm not the only one" kısmında önce "durgunluk ve sakinleşme" hissi ardından taksi duruyor. Dizimde bir acı ve ardından yastığıma gömülüyorum tekrar imagine çalıyor..

(Biterken not : Dizimin hala ağrıması )


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bir gün iki hikaye..

16/9/2009 · Kategori: Olanlar

   Servisi yakalamak için erkenden kalkıp kahvaltı benzeri bişey*den sonra evden çıkıyorum. Servisin durduğu yeri bildiğimi sanıyorum ama pek emin olamadığımdan kuşkuluyum. Kavşağa geldiğimde ne bekleyen başka insanlar ne de orada duracağına dair başka bir kanıt var. Bekliyorum.. Ankara'nın sabah serinliği kulağımda Stevie Wonder.. Aslında keyfim yerinde sayılabilir. Ama gelmek bilmeyen servis ve azalan zaman etkisini yavaş yavaş gösteriyor en sonunda 16. bekleme dakikasının ardından önümden geçen taksiyi durduruyorum. Camı açarken derin bir nefes, bir esneme dalgası...


ANTİPATİK

   İngilizce dersi değil mi ? diye soruyor sınıfa girer girmez. Evet diyorum önümdeki - dün aldığım- mat 201 notlarından kafamı kaldırmayarak. Sesim biraz sıkkın çıkıyor. Zira ders şuan başlamış olmalı.  Sabah erken kalktıktan sonra okula gelip boş oturmanın verdiği rahatsızlık dışavurulmadığı her saniye (every single second)*  içerde bir oraya bir buraya çarpıp her yanımı zedeliyor. İşte tam o sırada etrafın neden bu kadar sessiz olduguna şaşırırken kulağımdaki kulaklıklardan ses gelmediğinin farkına varıyorum. O da yetmezmiş gibi durmadan "x dakika sonra ders düşüyor" "ders düşecek az kaldı" "Off gene ders düşüyo y gününde de şöyle oldu böyle oldu" "z dakika kaldı dersin düşmesine" şeklinde uyarılar geçen ve bir türlü susmak bilmeyen bir bünyeyle "Antipatik" sahne alıyor.  O kadar itici ki her cümlesinde kendimi daha fazla sıktığımı farkediyorum ve dersin başlamayacak olmasıyla sabahın köründe kalkan insan gerginliği bir araya gelip içimdeki canavarı harekete geçiriyor. Ne yaptığımın farkına varmadan " Kafana düşsün o ders"  kelimeleri anlamlı bir cümle oluşturarak kızgın ve sert bir tondan fırlıyor Antipatik kızın kulak zarını titreştirmek üzere. Olayı tam olarak idrak etmemle aynı anda Anti nin yüzündeki "heeheehe" ifadesi hızla yerini "HAA ?!!?!" ya bırakırken ufaktan olay yerini terketmem gerektiğini yoksa Antipatiğin özenle seçtiği kelimeleri böğrüme böğrüme sokması sonucu ağır yaralanmanın kaçınılmaz oldugunu fark ederek daha seçme aşamasındayken ani bir hareketle çantamı kapıp +a ivmesiyle ortamı terkediyorum. Arkamdan savurduğu ucu sivri kelimelerden biri kulağımı sıyırıp geçiyor . Zik zak çizerek koşmaya başlıyorum. Artık güvenli topraklardayım. Derin bir nefes alıyorum..



SICAK GÜLÜMSEME
  Amfideyiz. Hoca bir o tarafa bir bu tarafa yürüyerek lise bilgilerine göndermeler yaparken oldu her şey. Dünya'nın Güneş'in kütleleri üzerinden Evren'in kütlesine geçiş yaparken kitlenmiş halde hayran hayran izlerken, hoca internet sitesiyle ilgili bilgiler vermeye başladı. Fakat içeriğinin özetini dinlediğimiz sitenin isminden haberdar olamayınca bu sıkıntıyı hocayla paylaşıcaktım ki arkamdan bi kız benden önce davrandı fakat oluşturduğu ses dalgaları hocanın kulağına ulaşamadan sönümlendi. Dolmuşta ineceği yeri söyleyip duyuramayan kıza yardım yağmasının aksine hoca tarafından kurulan yepyeni cümleler sonucu bir nevi zaman aşımı altında kaybolup gitti. O sırada cevapsız bırakılan soru stresi neden olduğunu anlayamadığım şekilde beni de etkilemişti. Ben de arka tarafa dönerek gerekli adrese okulun vveb sitesinden ulaşılabileceğini falan söyledim. Geri önüme döndüm ('insanın önü döndüğü yöndür hocam' ahhhhh). Arkamdan teşekkür ederim dedi. Gülümseyerek döndüm. Kelimeyle anlatamayacağım bi kafa hareketini gülümseme kaybolmadan icra ederek  sessizce rica ettim.  (Ara not : Fakat  şu anda o siteye ulaşılamaması !? )  Bunun ardından ders sürdü gitti. Ders çıkışında "Pardon tam adres nasıl yazılıyordu ?" sorusunu soran ses tonu tanıdık gelmişti. Kalemimi çıkarıp ufak kağıt parçasına o tek kelimeyi yazdım. İşte o an bu hikayeyi anlatmama sebep olan olay oldu. Teşekkür ederken öyle bir gülüş asılıydı ki yüzünde, bir an midem yerinde değil sandım. Yo hayır şimdi size ilk görüşte aşk muhabbeti falan yapmak geçmiyor. Anlatmak istediğim gülüşlere karşı sebebi anlaşılmaz bir hassaslığımın olduğu. Yani ilk kez gördüğüm birini gülüşüyle aklımda tutarım mesela yada ne bileyim farklı şeyler ima eden gülüşleri çok rahat ayırt ederim falan ama ilk kez bu kadar parlak kırmızı bir gülüşle karşı karşıyaydım.  Konuşma bitip merdivenlere yönelince suratımda kalan gülümsemeyi farkettim ve tekrardan ama bu sefer kendi halime güldüm.   

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Kahve

15/9/2009 · Kategori: Olanlar

-Okul : ilginç limit tanımı. Sonunu okurken başını unutturan cinsten.
-Mat 201 sınıfının 80 kişi olması.
-Tepki : Abi hocanın adı neymiş ? Ceren. Adı da güzelmiş yau. (O sırada ders anlatması)
-Şubeden kimseyi tanımamak
-----------

...kahveniz nasıl olsun dedi. Ama o an nasıl olsa benim için farketmezdi. Zira kafein ihtiyacım her şeyden acildi. Uyku getiren her şeye karşı tek savunma mekanizmam olan kahvem olmadan 3 ders saati asla geçmez diye düşünerek hala bana bakmakta olan kadına "sütlü" dedim.  Kadına sütlü demedim tabi kahvenin sıfatıydı o.  Sütlü dememle makinenin gerekli tuşuna basması arasında pek bişey olmadı. Daha sonra süt tozuyla kahve karışımının büyük bardağa düşüşlerini izledim. Artık tahammülüm kalmamıştı. Süt tozunu görünce biraz keyfim kaçmıştı aslında. Çünkü normalde kahve istediğim de "Nasıl olsun ?" sorusuyla karşılaşmadığımdan refleks olarak sütlü demiştim. Her neyse ağzımın yanacağını bile bile kahvemden kocaman bir yudum aldım. O an benden mutlusu yoktu. Kahvenin bardaktan dökülmesi ve hemen ardından yemek borusundan geçerken yarattığı o tatlı his.. Süt tozu biraz yüzümü ekşitse de kahve mutluluğuyla hafiften sırıtarak sınıfa doğru yola koyuldum. Kulağımda 3 oclock blues çalıyordu. Aklıma G* geldi.  Çeşitli sebeplerden kahvenin ilk yudumunda onu hatırlarım bazen.  En azından o an için pek iç açıcı bir konu olamdıgından derhal terketmek istedim o duyguyu ama olmadı nedense..  Bu arada süt tozu iyice keyif kaçırmaya başlamıştı.  Aklımda G  ağzımda berbat sayılabilecek süt tozu tadı ve elimde elimi yakmaya başlamış olan karton kahve bardağıyla sınıfımın yerini bulmaya çalışıyordum. O an yeterince çekilmez değilmiş gibi  derse 10 dk. geciktiğimi gördüğümde çantam daha da ağırmış gibi geldi.  Sınıfı buldum kapıyı çalarak içeri hamle yaptım.  Okulda yeni olduğumdan buna hazırlıklıydım ama bu sefer ki biraz farklıydı sanırım.  Evet herkesin kapıyı açan yeni öğrenciye bakmasından bahsediyorum. Elimde yarısı içilmiş süt tozlu kahve bardağımla kimi gülen kimi anlam veremeyen insan topluluğunun karşısında dikilmiş öylece kalakaldım. Hocanın da dersi anlatmayı kesmesiyle tüm dikkat üzerimdeydi.  Sokakta yürürken bile tüm güvenlik duvarlarını maksimuma çeken birisi olarak pek rahat değildim bu durum karşısında. Artık en okkalı bir fırçaya bile hazırken hala neden orada kalakaldığımı sordum kendime. Bir gariplik vardı. Normal geç kalma prosedüründen farklıydı bu durum.  Me- Meraba dedim.  Üzgünüm geciktim girebilir miyim ? Tabi dedi oldukça genç ve hoş görünümlü hoca. Yalnız bu bizim 2. dersimiz bu şubeden misin ? diye ekleyiverdi.  Şaşırmışcasına kahvemi öndeki kızın sırasına koyarak çantamdan programımı çıkarmaya yeltendim. Fakat aksi gibi bir türlü bulamadım. Hala dikkat bendeydi. Gerildikçe terlemeye terledikçe gerilmeye başladım. Zaten ultra-sıcak kahveyle yeterince yükselmiş olan vücut ısım gerginlikle beraber tavan yaptı. artık açık açık alnımdaki ter damlacıkları seçilir olmuştu. Onların varlığını hissetmek ve alnımdan usulca birbirleriyle buluşarak kayıp sınıf zeminine düşmek üzere oldukları hissi beraberinde ekstra stres bonusu getirerek vücut ısıma katkıda bulunuyordu. Sanırım kafam patlamak üzereymiş gibi görünüyordu.  Program yoktu.. O an da herşeyi arkada bırakıp rüzgara karşı koşmak istedim.. Evet alnımdaki damlacıklarla beraber.. Sonuçta programı bulamadım ve resmen yorulmuştum. En sonunda bu günün salı oldugunu ve benim o sınıftaki dersimin 2 saat sonra başlayacağının farkına varmamla açıklama yapmaktan bile kaçınarak sınıfı terkettim. Usulca baş parmağımın iç kısmıyla alnımdaki küçük damlacıkları arkamda bırakarak derin bir nefes eşliğinde dışarıya yöneldim. Fakat o da ne !  Kahvem ! Sınıfta kalmıştı. Hayır hayır geri dönüp almamak için yeterince sebebim vardı. Bir tane daha almaya karar verirken yüzümden sebebi belli olmayan bir mutluluk okunuyormuştur heralde.  Aynı kıza aynı tondan "Bi kahve alabilir miyim ?" dedim. Aynı Tondan "Nasıl Olsun ?" dedi. Bende "Sade olsun ehe ehe." Dedim. Ehe ler kendiliğinden çıkmıştı bi an ikimzde neden orada olduklarına dair bir fikrimizin olmadıgını belirten bakışlar yolladık ama anladığını pek sanmıyorum yüzünde anlamsız bir ifadeyle kahvemi uzattı. Dışardaki masalara oturmak üzere kapıdan çıktıgımda kahvemden ağzımı yakan bir yudum aldım ve o an benden mutlusu yoktu...



G : Bir arkadaş diyelim. Çünkü arkadaştan öte olduğumuza dair bir kanıtım yok. Asıl mesele de bu zaten. Gerçek problem görüşememekse artık görüşmeyelim demek üzere bir görüşme organize etmek problem olabiliyor. Bu harfin temsil ettiği kişiyle ilgili detaylar belki sonraki yazılarda yer alabilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

oha.. oha maça bak.. Oha.. OHAAA !!

14/9/2009 · Kategori: Olanlar

Yahu ülser oldum galiba.. Ne biçim Hidayet bu anlamadım.  Sakatlığı mahfetti. ------- Derin bir oh çekiyorum. Maç bitti. Ama komşular da bitti sanırım ki toplam da 4 kere kapım çalındı.  Oğuz Savaş Ersan İlyasova 4 ledi. Of dedik.  Hido sakattı of dedik. 64-64 oldu Hido 0.0 da dokundu of dedik. Hakemler bir oldu of dedik. Uzatmalarda 64-65 önde kitlendik.  OOOFF dedik. Ama neyseki son anda çalınan top verilen paslarla biraz da şans yardımıyla kazanmayı bildik.

Devler rakiplerini eze eze olmasa da örseleyerekten yola devam dediler. Sırada liderlik için Slovenya var. Bakalım neler olucak.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Başlayaraktan

13/9/2009 · Kategori: Olanlar

  Evet işte bu saçma dünyanın saçmalıklarını bol bol, enine boyuna, lafı olabildiğince uzatarak ve sınırları zorlayarak, kimi zaman kendimle kimi zaman sizinle tartışarak hatta kavga ederek farklı açılarla gözden geçireceğimiz bir platform. Biraz toplumsal bi giriş olmasından bende şikayetçiyim fakat bilmelisiniz ki 2. çoğul şahıs kullanılarak yeni bir başlangıç hakkında açıklama yapmak zorundaysanız gerginsiniz demektir. Evet şu anda  biraz gergin sayılabilirim.  Kendi isteğimle kendi bilgisayarımdan kendi düşüncelerimi paylaşmak için oluşturdugum bir yapıyı biçimlendirirken gergin olmamı ise hiç karıştırmayalım.
 
Her neyse. Burada çoğunlukla günlük olaylardan,  başıma gelenlerden kızdıklarımdan yada güldüklerimden fazlası olmayacak. O sebepten burada gördüğünüz kişi adları (çoğunlukla harf sembolleriyle ifade edilirler), yer ve zaman doğru olamayabilir. Ben mi ?? Evet ben de tabi ki Berk Karaman değilim.

O zaman harflerle belirtilecek kişiler hakkında bir şeyler açıklamaya başlamak istiyorum. Burası zamanla oturacak ve yeni kişilerin eklenmesi durumunda ek açıklamalarla (harf üzerinde "*" ibaresi örülünce) belirtilmiş olucak. 

Evet şimdilik kafamdakiler bunlar. Anlatmaya nereden başlasam bilmiyorum sadece. Olayın bu kadar başında olmak bir rahatsız edici. Akışları uygun zamanlarda yakalayabilirsem burada paylaşmaya çalışmak.  Bakalım.. Bakalım..


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!